Recent Posts

Pages: 1 [2]
11
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 07:05:16 pm »
-7-

"İyi olup olmadığımı mı soruyorsun?!" dedim bağırarak. "Sapığın biri beni takip ediyor ve sapığın arkadaşı zorla odamda oturuyor!"

Bana gerçekten bir aksiyon filminden fırlamış gibi göründüğünü düşündürürek sakince sakallarını sıvazladı. "Gitmemi istiyorsan giderim."

"Aha sapık olduğunu kabul ettin yani!" dedim kahkahayı basarak.

Ruhsuz bir şekilde gözlerini devirdi. "Bazen küçük bir çocuktan farkın olmuyor."

Ben gülmeye devam ederken ne ara geldiğini bilmediğim abim kapıdan bana sesleniyordu.

"Ya bi sus kızım neye anırıyorsun öyle?"

"Sana ne bee!" dedim kapıya doğru bağırarak ama aslında her an içeri girmeye çalışacak diye ödüm kopuyordu.

Ne ara döndü ya bu eve! Kapının kulbu sallanmaya başlayınca kendimi sakin tutmaya çalıştım."Seni cadı, neden kilitlenmiş bu?"

"Üstümü değiştiriyorum hayvan, kapıyı çalsana, daha akıllanmadın mı sen?" diye çığırdım bildiğin. Uzaklaşan adımlarını duyunca üstüme çöken rahatlama hissi paha biçilemezdi.

"Kardeşin mi?" diye sordu Ela Göz sakince.

"Ayaz, abim." diye düzelttim. Bu sırada o odanın perdesini açmakla meşguldü.

"Ne yapıyorsun?" dediğimde eski saat kulesinin altında saklanan pisliği işaret etti. Şafak. Ela Göz seri adımlarla üstündeki tişörtü çıkarıp yere attı ve beni kendine doğru çekti. Bu sefer söylemesine gerek kalmadan ne yapmaya çalışacağını biliyordum.

"Seni öpmeyeceğim." Sesimin bu kadar soğuk çıkması beni bile şaşırtmıştı ama önemsemedim. Elimi ensesine yerleştirip kafasını sola yatırdım. Diğer elimle onu göğsünden pencereye doğru ittirdim.

Tamam şu an dışardan kesinlikle bir şeyler yapıyor gibi görünüyor olmalıydık. Neyseki karşı tarafta ev falan yoktu. Babaannemi komşularına rezil etmek istemem. Her neyse. Görünüşte kalması sorun değildi ama ellerinin tişörtümün altına kaydığını hissedince onu durdurdum.

"Benim bir erkek arkadaşım var."

"İlk iki söyleyişinde bunu anlamıştım."

"O zaman bunu davranışlarına da yansıt." Sesim otoriter çıkmıştı ama başparmağını çenemin altında dolaştırmaya başlamasına engel olamamıştı.

"Seni gerçekten rahatsız mı ediyorum?" Hayır. "Evet."

Gözlerindeki ifadeyi okuyamıyordum ve o da yardım etmeyerek bir şey söylemedi. Yaklaşık iki dakika yirmi yedi saniye öyle bakıştıktan sonra -evet saydım- zil çalınca yerimden fırladım. Babam, Ayaz malı gibi zili çalmadan gelmemişti neyseki. "Kapıyı arkamdan geri kilitle ve burda kal." dedim yüzüne bakmadan. "Ve lütfen tişörtünü giy."

Ona bakmamak için kendimi zorluyordum. O kadar yapılı biri falan değildi gerçi kollarının güçlü olduğunu bana kanıtlamıştı ama dev çocuğun yanında zayıf kalırdı mesela.

Bakışlarım karnının altına kaydı. Düşük bel giymek zorunda mıydyı ki? Tanrım, V'si vardı. Adonisleri ve V'si. Gözlerimi güçlükle ondan ayırdım. Kendine iyi bakabilse -en azından temiz olsa- nefes kesebilecek biri olurdu. En az İlyas kadar iyi görünürdü bence. Onu erkek arkaşımla neden karşılaştırıyorsam sanki? Onun gibi tabi ki olamazdı.

İlyas Kaya.

Sevgilim, ilk erkek arkadaşım, ilk aşkım.

Babamla bile tanıştı inanabiliyor musunuz? -babamın dünyanın en muhteşem ebeveyni olduğundan bahsetmiş miydim?-

İlyas aklıma gelince suçlulukla Ela Göz'ün çıplak göğsünü düşünmeyi bıraktım. Babamı karşılayıp babaanneme sofra hazırlamada yardım ederken odamdaki serserinin rahat durması için dua ediyordum.

Babama "Yazın bile tüm gün çalışman kadar saçma bir şey yok biliyorsun değil mi?" dediğimde o yorgunlukla gülümsedi. "Brezilya'da ve güney kutbunun geri kalan kısmında şu an kış."

"Brezilya'dan gelen müşterilerin mi var oha!!" dedim şaşırarak. Herkes tepkime gülüştükten sonra -ben de dahil- "Aç değilim, biraz uyuyacağım." dedim.

Babam yemeğini bırakıp bana dönmüştü. "İyi misin kızım?"

Neden herkes bana bunu soruyor?

Ağzındaki ekmeği çiğneyen abimin "İyidir ya o öküz." demesiyle şalterlerim attı yine. Ayaz mal mal bana bakarken geldiği yönü fark ettim.

Benim odamdan mı çıktı o?!?!?!?!

"Ağzında yemek varken konuşunca çok itici oluyorsun." dediğimde babam onaylamaz bir şekilde bize bakınca ikimiz de sus pus olduk. Babaannem endişeyle babama baktı. "Süleyman nerde kaldı oğlum?"

"Maçtan sonra işçileri çay içmeye götürmüştür gelir birazdan ana." Ben de diyorum babam çalıştı, yoruldu. Maç izlemeye gitmiş ya bunlar. Bu arada hala dedemin tam olarak ne iş yaptığını bilmiyorum, bravo bana.

Sekerek geri dönerken odadaki kötü çocuk kilidi açsın diye hafifçe kapıyı tıklattım.

"Açık." Sesi hep böyle monoton olmak zorunda mı? Sanki duyguları yokmuş gibi.

"Sana kilitle demiştim!" Yastığı suratına fırlattım. "Ya biri içeri girseydi?"

"Girdi zaten.

"???!!!" Gözlerim yuvalarından ciddi anlamda fırlayacaktı.

"Aras mıydı?"

"Ayaz!" dedim öfkeyle. "Abim!"

"Beni fark etmedi, dolabın yanına saklandım."

O mal zaten bakar kör olduğu için sorun yoktu. Suratına çarptığım yastığı geri bıraktıktan sonra kapıyı kilitledim ve sinirlerim yatışınca yatağa oturdum.

"Şimdi ne yapacağız?" dedim perdeyi aralayıp sokağı izlediğini görünce. Bakışları gözlerimi buldu. "Sen istediğini yap ben seni koruyacağım." Sesindeki yoğunluk ne zaman böyle konuşsa gözlerine de işliyordu ve ordan benim gözlerime de...

Telefonumu cebimden çıkardım ve tuş kilidini açıp ekranı ona doğru çevirdim.

Bana çok yakın davranıyordu -içini açmak gibi değil, fiziksel olarak- bu yüzden böyle davranamayacağını bilmesi gerekiyordu.

"Bu erkek arkadaşım ve şimdi onunla konuşacağım lütfen sessiz ol." Yüzüme bakmıyordu, omuz silkti.

*Sarışınım aranıyor..* yazısını görünce boğazımı temizledim ama hat düşmemişti. *Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor...* Vazgeçip sesli mesaj bıraktım.

"Selam sevgilim ben Almi." Onu görmeyeli kaç hafta, kaç ay oluyordu? O tanıdıktı, benim güvenli sığınağımdı. Ona ihtiyacım vardı

"Seni özledim. Beni uygun olunca ara. Haftaya dönüyorum, Nehir parti vereceğini filan söylüyordu en son. Konuşuruz tamam mı, seni seviyorum. Ara benii." dedim melodik bir şekilde. Telefonu cebime attım ve az önce suratıma bakmaya tenezzül etmezken şimdi dikkatle beni izleyen bir çift gözün sahibine döndüm.

"İlginç bir şey mi var?"

"Onu seviyor musun?" İfadesi düşünceliydi.

"Tabi," dedim. "O benim erkek arkadaşım ayrıca dünyadaki en düşünceli ve nazik insandır."

Güldü. "Kulağa gay gibi geliyor. Olmadığına emin misin?"

Aptal! Sevgilim tabi ki gay falan değil. İlyas'la aramdaki bağı bilmediği için böyle konuşuyor işte. "Evet..o sadece..senin tam tersin." dediğimde yine o düşünceli ifadesine büründü.

"O nasıl oluyor?"

"Sarı saçlar, mavi gözler bilirsin işte, en önemlisi iyi çocuk. Kibar. Dost canlısı. Hem baksana ben senin adını bile bilmiyorum." dedim bir anda karşımdaki hiç tanımadığım çocuğa bakarak.

"Ben kötü çocuk muyum?" dediğinde "Evet ama Cipriano, Cameron veya Meriç gibi değil." dedim işaret parmağımı havada sallayarak.

"Ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok."

"Roman..karakterleri." diye açıkladım. "Kız çocuğa aşık olur amaçocuk uzak durmaya kararlıdır. Sır saklar ve kötü davranır. Sonra bir gün kız ipler koptu sanarken çocuk tüm sırlarını anlatıp ona açılır. Aslında kalbi parçalanmış, hasarlı küçük bir çocuktur. Dıştan o kadar umursamaz görünmesine rağmen. Kızla sevgili olurlar çok kavga ediyorlardır ama hep tutkudan. Geri barışıyorlardır, öyle ya da böyle sonsuza dek aşkla yaşarlaar."

Tüm bu monoloğumdan sonra sorduğu soru ilginçti. "Oğlan karanlık sırlarını kıza ne zaman anlatıyor?"

"Artık dayanamayacak gibi hissettiğinde ve kızın onu dinlemek için orada olduğunu bildiğinde."

Karanlık sırlardan bahseden kimdi ki şimdi? Hem beni gerçekten dinliyor muydu? Konuşurken ben bile kendimi dinlemiyordum genelde.

Eğlenceli bir bakış belirdi suratında. "Bu kadar şeyi nerden biliyorsun?"

"Çok kitap okurum, çok. E-kitaplar, forumlar, eski kitaplar. Bulabildiğim her şeyi okurum."

"Favori kitabın ne?"

"Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini." dedim heyecanla. Daha önce saçma anketler dışında kimse bana en beğendiğim kitabın ne olduğunu sormamıştı "Kadınların ne kadar cesur olabileceğini anlatıyor. Senin en sevdiğin kitap ne?"

Düşünür gibi yaptı. "Üç Silahşörler, sanırım."
12
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 07:04:14 pm »
-6-

Hayır! Sen kötü birisin ve ben seni öpemem. Ayrıca benim bir erkek arkadaşım var!

Son cümleyi sesli söylediğimde güldü. "Haberi olmayacak. Ben söylemem." Bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırırken gözleri dudaklarımdaydı. "Ne yapmaya çalışıyorsun?" dedim felç olmuş gibi hissederken. Kekelemediğime dua ediyorum.

"Ona benim kızım olduğunu gösterecek misin göstermeyecek misin?" Başımı yavaşça arkaya çevirdim. Eh, lanet olsun gözünü kırpmadan bakıyordu. Ela Göz bana doğru iyice yaklaşırken bir anda onu döndürerek yerlerimizi değiştirdim ve o bile fark edemeden elimi dudaklarımızın arasına yerleştirdim. O piç öpüştüğümüzü sanabilir ama erkek arkadaşımı aldatmayı planlamıyorum.

Dudaklarını parmak uçlarıma doğru kaydırdı ve küçük ısırıklar bırakmaya başladı. Ne yapmaya çalışıyor olabilirdi? Belimdeki elleri beni kendisiyle bitiştirmek için baskı uyguluyordu. Parmaklarıma bıraktığı öpücükler başımı döndürmeye başlarken kendimi geri çektim. Rahat bir tavırla kolunu balkon demirlerinin üzerine atmış gülüyordu.

Omuzlarım içe çöktü. Benimle oyun oynuyordu resmen ve kazanan kesinlikle ben değildim. Resmen hareket edemiyordum, parmaklarım hala dudaklarının ısısını koruyordu.

Şafak bir küfür savurup uzaklaşmaya başlarken son dört gündür ilk defa beni taciz etmeyi bırakıyordu sanırım. Ela Göz umursamaz bir şekilde evin içine doğru yürümeye başladı. İkinci denemesinde benim kaldığım odayı bulmuştu. İçeri geçip kendini yatağımın üzerine attı. Ayakkabılarıyla!

"Sen gitmeyecek misin?"

"Bu gece burda kalacağım galiba." Kusura bakma ama ben öyle evsizlere kapı açamam canım hadi sen yoluna, ben yoluma!

"Babam seni gerçek anlamda öldürür." dedim adi, şirin bir gülümsemeyle.

"Güzel bir kapı kilidin var ve bu gece sen uyurken ben Şafak'ı izleyeceğim."

Yani diyor ki çeneni kapayıp odanı kilitle ve kimsenin seni öldürmediğinden emin olmama izin ver.

"Tamam." dedim omuzlarım yine çökerken sonra cebimden çakısını çıkarıp eline uzattım. "Bir daha kaybetme." Saçımı kaşıyarak valizden temiz kıyafet ve iç çamaşırı çıkardım sonra çamaşırları o görmeden tişörtün arasına sıkıştırdım. Erkek arkadaşımın bile görmeye nail olamadığı dantelli sutyenlerimi onun gözü önünde çıkaracak değildim.

"Ben banyoya giriyorum sen de geçmek ister misin?"

Gözleri kocaman açıldı ve dudakları munzır bir şekilde yukarı doğru kıvrılmıştı.

"Hayır yani öyle değil seni sapık!" Elimdekileri sinirle yüzüne geçirdim. "Bir banyo daha var yan tarafta!"

Gülümsemesi kahkahaya dönüşürken "Tamam, ben yanlış anladım." dedi masum bir bakışla. Bakışlarını yatağın üzerine saçılan kıyafetlerime kaydırdı. Beyaz sutyeni askısından tutup havaya kaldırmıştı. "Bunu düşürdün!"

"Ver şunu bana!" dedim elinden koparırcasına alırken. Ayaklarımı yere vura vura odadan çıkarken o da nihayet ayakkabılarını çıkarmayı akıl edebilmişti.

Saçımı üçüncü defa şampuanlarken gözümün önünde beliren bir çift ela göz ona aitti. Su sıcaktı, bedenim gevşemişti ve 'Öp beni' deyişini hala duyuyor gibiydim. Derin bir iç çektim.

Beni etkilemişti.

'Bense seni onun elinden aldım çünkü sana dokunmasını istemiyorum' demişti.

'Artık bana aitsin'

Yedinci iç çekişimden sonra saçlarımın diplerini kurutup kaldığım odaya  geri dönüyordum. Bu sırada babaannem de uyanmıştı.

"Saatler olsun kızım."

"Sağol, Sitare Sultan." dedim onu öperek. "Ben çok yorgunum odamda biraz uzanacağım tamam mı?" Senin için ne yalanlar söylüyorum...

Ama aslında gerçekten yorgundum sadece onun yanına kendimi serbest bırakıp uyuyabileceğimden emin değilim.

İçeri girdiğimde o yoktu! Hayır şaka yapmıyorum! Belki de babaannemin aktın sakladığı yeri falan bulup gitmişti. Her şey yalandı. Onun bir hırsız olması dışında! Bana bakışları ve dokunuşu..Beni aptal yerine koymuştu.

Başımdan aşağı kaynar sular dökülürken iki kişilik misafir yatağının yanında o an minicik görünen bir detay dikkatimi çekti. Bir çift eski püskü kahverengi ayakkabı.

Gitmemişti, burdaydı.

"Bu daha kötü!" diye inledim. Babaannem yavaş hareket etse ve az duysa da onu bulabilirdi ve o zaman başım fena halde derde girerdi. Odanın kapısını açarken bugün ikinci defa onunla burun buruna geldim. Bu sefer geri çekilmedi. Bakışları saçımdan damlayıp göğsüme inen bir su damlacağına kaydı.

Buraya getirdiğim kıyafetler bu kadar açık olmak zorunda mıydı? İç sesim hava sıcak salak, ayrıca kötü çocukların seni bulacağını nerden bilebilirdin ki, derken ona hak verdim.

Baş parmağı damlacığı göğsümün üstünde yakaladı. Su damlacığı tenimde kaybolurken bakışlarını yavaş yavaş gözlerime kaydırdı. Ela gözlerinin yoğunluğu benimkileri delip geçiyor adeta içimi görüyor gibiydi.

Kendine ilk gelen ben oldum. Onu kolundan tutup odanın içine doğru fırlattıktan sonra kapıyı sertçe kapatıp ellerim bellerimde ona döndüm.

"Ne halt etmeye odadan çıktın?"

"Elma getirdim." dedi saf bir ifadeyle. Ah, evet opal renkli gözleri oldukça masum bakıyordu. Elindeki iki elmaya baktım öfkeyle.

"Kırmızı mı yeşil mi?"

"Yeşil." deyince sinirle o da kırmızı olanı ısırdı. Tam ben de diğerine yeltenirken daha ona uzanamadan beni bileğimden yakaladı.

"İyi misin Almira?"

13
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 06:58:10 pm »
-5-

"Böyle bir şey olmayacak, inan bana."

"O zaman sana yardım edemem, inan bana." dedi sesimi taklit ederek. "İyi ben de polise gidiyorum o zaman." Blöf yaptığımı bilmese de olur. "Sana son kez söylüyorum lanet polisi bu işe karıştırma."

"Berbat bir gerilim filminden fırlamış gibisin ayrıca bu çok klişe bir laf!" Kendimi tutamayıp bunu deyince çattığı kaşları eski haline döndü. Yine onu güldürmüştüm. Öfkeyle ayağımı yere vurdum. "Onunla konuş. Benden uzak durun, hepiniz." Eliyle sakallarını ovuşturdu, gözlerimi ondan kaçırdığımı neyseki fark etmemişti. "Seni sadece böyle koruyabilirim Almira." deyince hemen bakışlarımı gözlerine çevirdim. "Adımı nerden biliyorsun?" Gülüşü eğlenceli bir sırrı saklar gibiydi. "Birçok şey biliyorum seni aptal kız."

"Neden aptal olduğumu düşünüyorsun?" diye sordum anlık bir merakla diğer her şeyi unutarak.

"Bu saatte buraya bu kılıkla geldiğine göre.." 

"Saatte ne var ki?" dedim suratımda ahmakça bir ifade oluşurken. Günün ortasındaydık çünkü. "Burda böyle davranamazsın." Gelemezsin demiyor ha? Ne yani şu "kötü çocuklara bulaşma" olayını unuttu mu?

Aklımdan geçenleri anlamış olacak ki "Benimsen benimle birlikte olmalısın." dedi omuz silkerek. Kaşlarımı çatıp ellerimi belime yerleştirince "Yanımda olmalısın demek istedim." diye düzeltti. Öyle demiş olsan iyi edersin kazanova!

"Senin adın ne?" dedim bir anda konuyu değiştirerek. Adını bile bilmiyordum ne garip. Ne garip biriydi.

Gözlerinde bir şeyler değişti ve elini yavaşça omzuma atarken yanıma geçti. Tam ben 'ne halt etmeye-' diye çıkışacakken "Sessiz ol. Seni izliyor." dedi. Şafak piçi. Ah, lanet olsun!

"Normal davran. Bir şeylerden bahset, benimle konuş." dedi babaannemlerin evine doğru ilerlerken. Dört gün önce koşarak geldiğim mesafe şimdi nasıl da uzuyordu böyle? Normal bir şekilde konuşmaya yani saçmalamaya başladım ama o piçin uzaktan bunu anlaması mümkün değildi neyseki.

"Babama Nehirlere gideceğimi söyledim ve senin yanına geldim. Bu hafta ilk defa birine orta parmağımı kaldırdım ve az kalsın beni öldürecekti. Sonra bugün gerçekten Nehirlere gitmeliydim ama senin yanındaydım bu yüzden bana kızmış olmalı. Eve gidince onu arayacağım ama daha çok var. İlyas'ı özledim ve burda canım sıkılıyor. Sanırım bu yüzden peşinize takıldım. Tamam o bana saygısızlık etti ama görmemiş gibi davranabilirdim." Bahçe kapısının önüne geldiğimizi fark ettiğimde konuşmayı bıraktım ve başımı yoldan kaldırıp Ela'nın gözlerine baktım.

"Seni öldürmezdi. Belki kör ederdi ama öldürmezdi o bir katil değil."

İlk başta suratımda aptal minik bir gülümseme oluşyu. Beni gerçekten dinlemiş miydi? Çünkü az önce ben bile ne saçmalıyorum dinlememiştim.

O sözüne devam ederken gülümseyişimin hayaleti kayboldu. Bana ciddi ciddi onu mu savunuyordu?

"O piçi savunuyorsun yani?"

"Sadece seninle uğraşıyor Almira." Adımı ondan duymak garipti. İtiraf edeceğim seksi bir ses tonu var. Saçları, kıyafetleri hatta teni kirli olabilirdi ama sesi ve gözleri etkileyiciydi. İç sesim akıl almaz bir sürtük edasıyla onu yorumlamaya devam ederken dış sesimse kesinlikle farklı telden çalıyordu.

"Benimle uğraşmasını ben istemedim tamam mı?!"

"O gece onun dikkatini sen çektin. Güzelsin ve seni istiyor. Bense seni onun elinden aldım çünkü sana dokunmasını istemiyorum. Artık bana aitsin." Bakışları beni delip geçiyordu. "Bana olan öfkesini senden çıkarmaya çalışıyor ama bu işi halledeceğim."

Aklım Şafak'tan çok başka yerlerdeydi. Güzelsin, demişti.

"İçeri geliyorum, evde kimse var mı?" diye sorunca "Sadece babaannem." diye itiraf ettim. Ayaz, babam ve büyükbaba ben çıktıktan sonra kahveye gideceklerdi çünkü.

Bir lanet olasıca saniye!

O kötü biri! O bir hırsız hatta belki katil neden ona evin boş olduğunu söylüyorum?!

"Babam yoldadır şimdi gelir." diye hızlı bir yalan savurdum hemen. Büyük ihtimalle akşama kadar gelmeyeceklerdi.

"Tamam, işimiz uzun sürmeyecek zaten." deyip elini kapının tellerinden öne geçirdi ve cebinden çıkardığı bir metalle kapıyı açtı. "Bunu nasıl yaptın?" derken rahatlamıştım aslında. Evi soyacak olsa bana ihtiyacı olmazdı değil mi?

Merdivenleri ikişer ikişer çıkıp içeriye sessizce girdik. Babaannem oturma odasında televizyon izleyerken uyuyakalmış olmalıydı. Klimanın derecesini yükselttim ve dışarı çıktım. Arkamı dönmemle onunla burun burna  gelmem bir olmuştu. Gülerek geri çekildi.

"Hayır şimdi değil." Ben anlaşılmaz bir ifadeyle ona bakarken elimi tutup beni balkona doğru sürükledi. Şok içinde balkona sağdan ikinci kapının açıldığını nerden bildiğini düşünürken beni balkon demirlerine yaşladı ve ellerini belime yerleştirdi.

"Şimdi. Öp beni."
14
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 06:56:25 pm »

-4-

Ayaz, büyükbabaya getirdiğim maden sularından birini kaparken ona pisçe baktım.

Yavaş iç, öküz. Onu alırken canımdan oluyordum ben.

"Ne oldu?" dedi ona baktığımı fark edince. "Nehir'lere gideceğim, beni bırakır mısın?"

"Hayır." dedi beni görmezden gelerek.

"Niye ya?" diye sordum fazlaca bastırmadan.

"Daha önemli işlerim var." İşime gelirdi yani. O götürmeye kalksa Ela'nın yanına gidemezdim zaten. Israr etmeden sinirlenmiş gibi yapıp ayağa kalktım. Babamı bulduğumda balkondaydı. "Baba, Ayaz beni Nehirlere götürmüyor."

"Saat daha erken, kendin gidebilirsin kızım." Dikkati pencereyi onaran iki işçideydi. "Kesinlikle dışardan zarar görmüş." dedi esmer olan. Bu sırada yerde bir köşede duran Ela'nın çakısını fark ettim, lanet olsun, tamamen unutmuşum onu!

"Tamam işte, babaannem tam burayı siliyordu." dedim dikkatlerini dağıtıp çakıyı cebime atarken.

"Almira, yerde kırık olabilir. Uzaklaş oradan, sen arkadaşına gitmiyor muydun? Hazırlan hadi erken git erken gel." Gülümseyerek odama gittim. Nehirlere gideceğimi düşündükleri için rahat bir şeyler giyecektim, hava da çok bunaltıcıydı zaten. Bu yüzden altıma kot şort üstüme de dökümlü, kalın askıları olan çiçek desenli bir bluz geçirdim.

Tam evden çıkıyordum ki Ayaz salondan bana döndü. "Oha, boya bak." Tabi ki benden bahsetmiyor, şortun boyu kısa göründü sanırım gözüne. Kısa olsa neyse bu arada dizimden dört parmak yukarda, klasik bir şort işte. "Böyle binme otobüse seni ben bırakırım." dediğinde hemen cikledim.

"Hayır ya geçti o iş. Sen git duvara filan yumruk at." Bir şey demesine fırsat vermeden dışarıya attım kendimi. Şafak piçi beni ön kapıdan beklerken ben arka taraftaki bahçe kapısından çıkmıştım. Sokaklar onun olabilirdi, evimi de ben biliyordum sonuçta.

"Büyükbabanın evi." diye düzeltti iç sesim beni.

Köprüye geldiğimde yolun başındaki dört kişilik grubu gördüm. Geçenki iki kız, dev çocuk ve başka biri daha köprüden uzaklaşıyordu.

Ne yani kızlar yalnız yürüyemiyor mu?

Ela Göz yanındakine "Ben Şafak'ı bekleyeceğim. Sen git." dediğinde çocuk başını salladı ve diğer gruba katılmak için adımların hızlandırdı. Birkaç dakika sonra saklandığım kolonun arkasından çıktım.

Saçları daha temiz görünüyordu, üstünde aynı siyah tişört altındaysa koyu renkli yırtık bir kot vardı. "Sen!" diye bağırdım ve parmağımı suratına doğrulttum.

"Burada ne arıyorsun?" dedi şaşkınlıkla. Ayaklarımdan başlayıp suratımdaki ifadeye kadar beni inceledi. Bacaklarımda fazla oyalandığını görünce yanaklarım kızarmıştı ama mevsim yazdı ve asıl kara çarşaflara bürünmek biraz iddialı kaçardı, çünkü içinden erimiş bir Almira olarak çıkabilirdim ancak. Ya da hava bu gidişle ısınmaya devam ederse eğer, buharlaşmış bir Almira...

"Evcil hayvanlarını benden uzak tut!" dedim aynı tonla.

"Neden bahsediyorsun sen?"

"Sanki bilmiyorsun!" Öfkeyle elimi saçlarımdan geçirdim. O'ysa beni duymuyor gibiydi. "Bu kılıkta burada olmamalıydın."

"Sana ne ki?!"

"Seni her zaman koruyamam."

"Koruma zaten. Hem kimse yok burada!"

"Aptal, küçük kız." dedi gülümseyerek "Seni benden kim koruyacak?"

İleri doğru bir hamle yapınca şortun arka cebinden çakısını çıkardım. "Sakin ol şampiyon."

Onun kadar havalı açamasam da onu tedirgin etmiştim, onun beni ettiği kadar olmasa da.

"Sana zarar vermeyecektim." dedi yine şaşkınlıkla ama gözlerindeki masumiyet yalandı çünkü o kötüydü. Bir an için bakışları elime kaydı. "Onu ne ara çaldın seni sürtük?"

"Bu mu?" dedim öfkeyle. "Adi arkadaşın bunu üzerime fırlattı. Evimin balkonundayken, o ara çaldım. 

"Sana zarar vermeye mi çalıştı?"

"Evet!" diye bağırdım. "Son dört gündür beni izliyor."

"Bunu bilmiyordum. Üzgünüm. Ona yapmamasını söylemiştim."

"Seni dinlemiyorsa polise giderim, yemin ederim bunu yaparım."

Elini kirli sakalının üzerinde dolaştırdı. "Hayır polise gitme. Ben bir yolunu bulacağım."

"Seni dinlemiyor tamam mı?"

"Belki onu engelleyemem ama seni koruyabilirim."

Parti boy ketçaplı Ruffles aşkına, Ela Göz ne demeye çalışıyor? Beni koruyacakmış! "Bunu tam olarak nasıl yapmayı planlıyorsun?"

"Şafak ya da diğerleri seni rahat bırakana kadar seni etrafımda tutacağım. Herkese benim olduğunu söyleyeceksin."

"Benim bir erkek arkadaşım var."

"Kız arkadaşım ol demedim zaten. Bana ait olacağını söyledim."
15
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 06:55:40 pm »
-3-

Son birkaç gündür dehşete kapılmış bir halde evin içinde oradan oraya koşturduğum gerçeğini görmezden gelirsek -ki ben tam olarak öyle yapıyorum- iyiyim, sanırım. Diğer bir yandan geceleri en fazla iki saat uyuyabiliyorum ve bu bedenimi bir hayli yorgun düşürdü.

Müziğin sesini en alt seviyeye getirip telefonumdaki en bayık şarkıyı açtıktan sonra kendimi yatağıma attım. Bir grup manyağa çatmamın üzerinden dört gün geçmişti. Sadece iki gün daha dayanmalıydım, sonra babam ve Ayaz'la sessiz, yalnız ve abartılı evimize geri dönecektik. Sadece 48 saat kalmıştı.

Yüreğimi aniden bir korku kapladı. O piç beni evime kadar takip ederse ne yapardım?

Ya, evet, çünkü son birkaç gündür ne zaman balkona çıksam onu bir köşede sinsice beni izler halde buluyordum. Ela gözlünün dediğine göre adı Şafak'tı. Çarpık dişleri ve korkutucu bakan siyah, kısık gözleri vardı. Perdeyi açsam büyük ihtimalle onu yine sokağın başında görecektim. Altıma etmemek için harcadığım çaba inanılmazdı.

Tek kelime, dehşet.

Beni dehşete düşürmüştü. Kendimi kurtarmak için bir yol bulmalıydım. Bir çözüm bir kaçış... Belki de babama olanları anlatıp o piçler hakkında mahkeme kararı çıkartmalıydım. Babam şehrin hatta bölgenin en iyi avukatıdır. Düşünsenize hangi mahkeme boşanmanın ardından çocukları anneye değil de babaya verir ki? Bu onun yeteneğini fazlasıyla kanıtlamıyor mu?

Anne demişken, benim bir annem yok. 4. sınıfta babam ve abimle şehrin diğer ucuna taşınıp yeni bir hayat kurduğumuzdan beri onu görmedim. Sanırım şehirden taşındı. Onunla ilgili anılarımın sayısı parmaklarımın sayısından daha az ve hiçbiri mutlu değil. Onu özlemedim.

Hem baksanıza babam gibi muhteşem biri varken hangi mahkeme iki küçük çocuğu psikopat bir kadına bırakır ki? Tamam onun hakkında düşünmeye son veriyorum. Şu kötü çocuklar çetesi hakkında ne yapacağıma karar vermeliyim. Pekala, seçeneklerim neler?

Hey, baba, durum şöyle, kızın gecenin bir yarısı dört sokak çocuğuna sataştı. Krem rengi şapkalı çocuk onu dev olandan kurtardı ama kızın ona da meydan okudu ve çocuk kızına çakısını çekti.

Ve ayrıca piçin biri son dört gündür her adımımı izliyor.

Unut bunu. Ona anlatamayacağıma göre polise de gidemem, lanet olsun ne halt edeceğim?

Tek kelimesini bile dinleyemediğim ve uyumama gram yardımı dokunmayan şarkı biterken babaannemin odanın kapısını çaldığını fark ettim.

"Büyükbabaya maden suyu al Almir." Tuhaf adımı her şekilde kısaltmaya bayılıyor.

"Ayaz alsın ya." dedim. Dışarı çıkmamak için ödümün koptuğunu bilmesinin yerine isyan ediyorum sanabilir. Bununla yaşayabilirim. "Spora gitti kuzum." Spormış, peh! Spor dediğin basketboldur, voleyboldur. Bizim salak her hafta ya dayak yiyip ya da birilerinin gözünü morartıp eve dönüyor. Tek iyi yanı bana birkaç hareket öğretmesi. Ela gözlüye yaptığım gibi mesela.

"Balkondan kova filan sarkıtsak?" dedim aşağıya inmemek için. "Benim belim ağrıyor kuzum gel sen hallediver." Dışımdan oflarken vicdanımsa sızlıyordu. "Olur Sitare Sultan." dedim ayağa kalkarken. Paytak adımlarla balkona doğru yürüdüm sırada babaannem de yemek hazırlamak için mutfağa geçti.

Bir kağıda '2 sade maden suyu' yazıp parayla birlikte kovanın içine atarken endişeyle aşağıdaki insanları inceliyordum. Göz taramam bittiğinde onu buldum.

Oradaydı işte. Sağ çaprazımda, iki blok öteden beni izliyordu. Kovanın ipi elimden kayınca pat diye aşağı düştü. Aşağıda bakkal "Yavaş ol kızım!" diye tıslarken ben onu düşünemeyecek haldeydim. Bakkal öfleyerek kağıdı ve parayı alıp içeri girdiğinde Şafak hala beni izliyordu ve ben olduğum yerde donup kalmıştım.

İğrenç sırıtışı suratında yayılırken bir an için düşünmeyi bıraktım ve tıpkı bana geçen gün yaptığı gibi orta parmağımı havaya kaldırdım. Sırıtışı suratından silinirken amacıma ulaşmıştım. Bu sefer donup kalma sırası ondaydı.

Cebinden bir şey çıkarıp bana doğru fırlattığında hazin bir şekilde erken sevindiğimi  fark ettim. Ela'nın çakısı havada süzülerek üstüme hızla gelirken kendimi son anda sola doğru attım. Çakı balkondan geçip salon camlarından biri kırmıştı. Suratındaki ifade içimde onu öldürme isteği uyandırıyordu.

Kırılma sesini duyan babaannem yaşına rağmen koşarak gelmişti. "Almira!" Bana tam adımla sadece böyle durumlarda seslenirdi. "Ne oldu böyle kızım?"

"Benim hatamdı, üzgünüm." Alttan bağıran bakkalı duymamak imkansızdı. "Bugün sen de bir haller var kızım, dikkat et de kendini öldürtme." Sağol Sami Amca ya, ben bunu bilmiyordum zaten.

Babaannem sakın yere basma, deyip önüme bir çiftlik terlik uzattığında Şafak hala saklandığı yerden beni izliyordu. Eğer yana eğilmesem bana isabet edecekti! Beni yaralayabilirdi, hatta göründüğünden daha güçlü bir tipse eğer öldürme ihtimali bile vardı!

Son birkaç gündür içimde tuttuğum yaşlar dökülmeye başlarken babaannem yerin halini umursamadan kırıkları terliğiyle ezip bana sarıldı. "Sorun değil hayatım, sorun değil." Camı kırdığım için ağladığımı sanması yine vicdanımızı sızlatıyordu bugün. Gözyaşlarımı sildim.

Liderleri Ela Gözlü olmalıydı değilse bile hepsine sözü geçiyordu. Ela'yla konuşacaktım ve o piç bir kez daha yanıma yaklaşırsa polise gidecektim! İsimsiz ihbar falan bile yapabilirim..ama önce Ela Göz..

Büyükbabam esneyerek balkona geldiğinde aklımdakileri unutturmuştu. "Neler oluyor Sitare?"

"Vileda, cama çarptım yeri silerken, kırıldı."

"İçerde vileda görmedim."

"Kaldırdım Süleyman!"

"E ilahi Sitare onu götüreceğine kırıkları temizleseydin ya önce?" Babaannemin benim için yalan söylemesi içimde bir şeylerin kopmasına neden olsa da onların bu hali beni geldürmüştü.

Büyükbabam bana döndü. "Kızım, sen iyisin ya?"

"Evet büyükbaba, iyiyim." Hayır, az kalsın ölüyordum.


Ela Gözlü'yle konuşacaktım. O olsun ya da olmasın ona bunu ödetecektim!
16
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 06:55:06 pm »
"Aklından ne geçiyordu seni aptal?"

-2-

"O piç bana saygısızlık etti!" Sesim çatallaşmamış, gözlerim dolmamıştı ve şu ana kadar bir hayli iyi gidiyordum. Ah, ama ya eve döndüğümde babaanneme ne diyecektim?

En az diğerleri kadar kötü görünen -ve kokan- çocuk şapkasını çıkardı ve kirden yapışmış gece karası saçlarını eliyle karıştırdı. Gözleri beni dövecekmiş gibi bakıyordu. Ela, vahşi ve gösterişli gözleri vardı.

"Sana zarar veremeden seni bulduğum için şanslısın, seni aptal kız."

"Ben aptal biri değilim!" diye çıkıştım. Beni tanımayan birinin her cümlesinde bana öyle seslenmesi sinirime dokunuyordu.

"Evet öylesin." diye tekrar etti tükürür gibi.

"O piçlerden bir farkın yokmuş!" dedim bağırarak.

"Onlar benim ailem, aptal."

"Bana bir daha aptal dersen fena olacak!"

Küçümseyici bir kahkaha attı. "En fazla ne yapabilirsin ki?"

Elini tutup dirseğini ters çevirirken "Bu mesela," dedim. Dişlerini sıkmıştı ama bağırmadı. "Daha birkaç numaram daha var." Ben kendimle övünürken cebinden hiç de küçük olmayan bir çakı çıkardı. "Bir de şimdi dene hadi."

Gözlerimin korkuyla açıldığını fark ettiğinden neredeyse emin olsam da kendimden ödün vermedim. "Neden beni kurtardın? Cüzdanımdaki paraları tek başına yemek için mi?"

"Ben hırsız değilim." Sesi sakin ve monotondu. Benimkinin aksine..

"İnsanlar öyle demiyor ama!"  Babaannem onların iyi olmadıklarını düşünüyorduysa eğer, bunun hiçbir çıkarı yoktu ki sadece bir avuç çocuk olsunlar.

"Cehenneme kadar yolun var."

"Sen cennete gidiyorsan ben oraya gelmem zaten!"

Benim bu çocukça lafım onu gerçekten güldürmüştü. "Hayır aptal kız, gelirsin." dedi. Çarpık ve hoş bir gülüşü vardı ama bu çöp tenekesine batırılmış gibi koktuğu gerçeğini değiştirmiyordu. Utanmasam elimle burnumu kapatabilirdim.

"Evime gidebilir miyim?" deyince bana dik dik baktı.

"Bir daha kötü çocuklara bulaşma."

"Sana ne ki?" dediğimdeyse sinirlenmemek için nasıl bir çaba harcadığını görebiliyordum. "Başımıza bela açabilecek bir kıçın var ve ben ceset saklamada iyi değilim, anlıyorsun ya?" 

Şaka yapıyor değil mi? Lütfen biri bana öyle olduğunu söylesin. Suratı o kadar ifadesiz ve ciddi duruyor ki, ah lanet olsun!

Resmen koşarak oradan uzaklaşırken bir daha asla kötü çocuklara bulaşamayacağıma dair kendi kendime yeminler edip sözler verdim.

Zili çalmadan eve girmeyi denediğimde neyseki anahtarları şıngırdatmadan cebime atmayı başarmıştım. Babaannemse hala bıraktığım yerde duruyordu. "Kuzuum, uyan hadi." diye mırıldandım yavaşça. O da beni böyle uyandırırdı. Babaannem bizi terk eden annemin aksine oldukça anaç ve sevecen bir kadındı.

"Gece uyuyamayacaksın bak." dedim yanaklarını sıkarken. Bu sırada zil çalmaya başlayınca kaşlarımı çatarak birinin beni takip edebilmiş olmasının ihtimalini zihnimde tarttım.  Ah hadi ama, durumu abartıyor olabilirdim, yani şey, birazcık abartıyor olabilirdim. Gelen ya  babam ya da büyükbaba ve Ayaz olmalıydı. Kapıyı açtıktan sonra "Merhaba baba, hoşgeldin." deyip beni yanıltmayan babama bakarken o manyakların yanında biraz daha esir kalsam neler olabileceğini düşünüyordum. Ya da o ela gözlü, pasaklı çocukla. 

Beni kurtarmıştı belki ama en az diğerleri kadar da dehşete düşürmüştü. Babamın sesiyle aklımdakilerden sıyrıldım. "Babaanneyle büyükbaba burada mı?" Olanların şokunu sonuna kadar yaşasam da normal davranmak zorundaydım. "Babaannem uyuyor. Büyükbaba, Ayaz'la dışarda."

"Tamam, şunları al da dolaba yerleştir kızım." Elindeki poşetleri alıp içeri geçtim. Buzdolabıyla işim bittiğinde valizimi bulup içinden birkaç parça kıyafet çıkardım ve banyoya doğru ilerledim. İlk başta ılık olarak açtığım suyu sonradan tamamen soğuk yapmaya karar verdim. Zihnim şoktaysa bedenim de şokta olsun bari. Ever bu kadar saçma bir insanım. 

Saçlarımdaki köpüğü kabartırken bir anda aklıma ela gözlü çocuğun söyledikleri geldi. 

Bir daha kötü çocuklara bulaşmayacaktım..

Zaten niye en başından böyle bir şeye kalkışmıştım ki?

İç sesim esneyerek saymaya başladı:

'Can sıkıntısı, adet öncesi dönem, güneş çarpması...'

"Tamam anladık," diye geçirdim içimden. İç sesim genelde saçmalığın daniskası olsa da doğru söylüyordu bu sefer. Bu geceki saçma davranışlarımın bir açıklaması yoktu. Ela gözlünün dediği gibi, aptal bir kız gibi davranmıştım.

Aklımda canlanan anı, bu sefer annemdendi. 

"Aptal kızını benden uzak tut!"

Yıllar beni elbette alıştırmış, olgunlaştırmıştı. Ağlamıyordum sadece kalbimde siyah bir boşlukla yaşıyordum artık.

Ben, Almira Hanlı yalnız, annesiz ve aptal bir kızdım.
17
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 06:54:10 pm »
-1-

Şehrin gündüzleri bayıltıcı olabilen sıcaklığı şimdiyse yerini serin bir esintiye bırakıyordu. Bu fırsatı yabana atmayıp açık havadan yararlanmak isteyen babannemle onların balkonunda oturmuş dışarıyı seyrediyorduk. Dedem, Ayaz'la birlikte dışarıdaydı ve babam her zamanki gibi işinin geç bitebileceğini söyleyip 'beni yemeğe beklemeyin' demeyi de ihmal etmemişti. 

Az önce ıslatıp kedilere attığımız ekmeklerin yok oluşunu büyük bir keyifle izliyorduk. Babaannem tüm yaz boyunca onların susuzluktan veya açlıktan ölmesini engellemişti, o bir melektir, gerçekten. Esinti yanaklarımı okşayıp geçerken önümüzde rüzgarı kesecek bir bina olmadığı için tarif edilemez bir mutluluk yaşıyordum. Şehrin bu kısmı zaten fazla tenhayken sokak da bugün neredeyse boştu, hatta araba filan bile geçmiyordu. Bu yüzden aşağıdaki kedileri izlediğim sırada köprünün altında oturan bir grup çocuk anında dikkatimi çekebilmişti. Evsizler miydi, neden orada duruyorlardı? Babaannem burada uzun zamandır yaşıyor olduğu için mahallede dönüp bitenleri bilme ihtimali yüksek olduğundan merakla ona döndüm. "Orada oturanlar kim?"

Büyük çerçeveli gözlüğünü geriye doğru ittirip bakışlarımı takip etti, odağımı bulduğundaysa yüzünü buruşturup öfkeli bir sesle konuşmaya başladı. "Esrarkeşler, pis hırsızlar. Kafayı bulup oralara yatar bunlar. Her gün de olay çıkarırlar. Çok uğraştık bunları dağıtmaya ama hep başka bir çete çıkıyor...." Babaannem öfkeyle saymaya devam ederken grubu tekrar incelemeye başladım. Sanırım yedi kişiydiler. Bundan emin olamıyorum çünkü saat dokuza yaklaşıyor ve titrek sokak lambaları dışında havayı aydınlatan bir şey yok.

"Anaları babaları yok mu bunların?" dedim kaşlarımı çatarak. Kim çocuğunun bu saatte bir araba köprüsünün altında oturup kafayı bulmasına izin verir ki?

"Doğurup doğurup sokağa atıyorlar." Bu sefer sesi öfkeden çok acıma doluydu. Ben hala onlara bakarken biri beni fark etti ve sırıtarak orta parmağını havaya kaldırdı.

Bu da ne demek? Ne yaptım ki ben?

Krem rengi şapkasını ters takmış olan, soluk siyah tişörtlü bir çocuk -sanırım yanındaki ve benim aramdaki diyaloğun farkında değildi- yine beni fark etmeyen diğer iki kişiyle beraber ayağa kalktı ve sokağın öbür ucuna doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Eğer doğru görüyorsam şapkalının yanındakiler kızdı! Bu saatte! Ot falan çekip bir grup erkekle takılıyorlar ve aileleri bilmiyor! Benden en fazla birkaç yaş büyük olmalılar.

Hayretle gözlerimi kırpıştırdım ama görüntü hala karşımdaydı. Nasıl bir dünyada yaşıyorduk böyle?

Bana hareket çeken çocuğun ilgisini kaybetmiş olmalıyım ki yanındakilerle konuşmaya geri döndü. Bu iş bu kadar değildi ama. Bu kadar kolay değildi. Oturduğu yerde uyuklayan babaanneme döndüm. En fazla bakkala gittim derdim. Merdivenlerden aşağı inip köşeye doğru yürürken her bir hücrem 'evine geri dön!' diye bağırıyordu ama ben ilk defa adrenalini kanımda bu kadar yoğun hissediyordum. Soluk gri eski bir tişört giymiş olan çocuğa yaklaştım.

"Onu bana mı yaptın?" Gülerek ayağa kalktı, boyu benden kısaydı. Dişleri çarpıktı ve çürük doluydu. "Evet. Bir sorunun mu var? Daha gerçeğini mi istiyorsun yoksa?"

Arkadaki çocuklar gülüşürken öfkeyle tısladım. "Hemen benden özür dile!" Oturanlardan biri daha ayağa kalkarken kahkaha atıyordu. "Senin gibi tatlı bir kızın bu saatte burda ne işi var?"

Dişlerinin daha düzgün görünüyor olmasına rağmen iki metrelik boyuyla gözümü korkutmuştu. Hem cidden ben burda ne yapıyordum ki? Gecenin bir yarısı dört erkekle birlikte köprünün altındaki çimlerin üstünde.

"Benden özür dileyeceksiniz." dedim ama sesim oldukça zayıf çıkmıştı. Sadece gülmeye devam ettiler.

"Eminim güzel bir tadın vardır." dedi gri tişörtlü dudaklarını yalayarak. Şimdi ne halt edecektim? Koşmalıyım. Evet Almira, koş, uzaklaş! 

Geriye adımımı atmamla dev olanın koluma yapışması bir oldu. "Bizden sıkıldın mı hayatım?" Kolumdaki eline daha da yüklendi. "Bana cevap ver!" Ağlamamak için kendimle savaşırken gri tişörtlü kahkahasını bastırıyordu. Bu sırada arkadan otoriter bir ses duyuldu.

"Onu bana bırakın beyler." Öne çıkınca yüzünü görebildim: Krem rengi şapkalı çocuk! Teşekkür ederim, teşekkür ederim! Gri tişörtlü olan benimle aynı duyguları paylaşmıyor olsa gerek ona çıkışmadan duramadı. "Kendi ayağıyla bana geldi abi, hayır bırakmıyorum."

"Evet Şafak, bırakıyorsunuz. Hepiniz." O adi pisliğin adı Şafak mıydı? Dev olan çocuk bile şapkalıyı dinleyip çoktan morarttığı kolumu serbest bırakınca diğerleri de homurdanarak ayağa kalktı ve şükürler olsun ki uzağa doğru yürümeye başladılar. Derin bir nefes almak için çok mu erkendi? Krem rengi şapkalı -sanırım şapkası aslında beyazdı ama kirden ve tozdan kreme dönmüştü- onlardan biri miydi, değil miydi? Beni sağlam kolumdan tutup oldukça ıssız görünen bir yolda sürüklemeye başladı. Aklıma kaçmak için karşıdaki kafeyi not düşerken bir anda durdu ve bana döndü.

"Aklından ne geçiyordu seni aptal?"
18
İz Bırakanlar / İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 06:52:06 pm »
Giriş


Almira, sıcak bir yaz gününde bir çocukla tanışır. Hayatını alt üst edecek biri. Bildiği her şeyin yanlış, hayatınınsa bir yıkımdan ibaret olduğunu gösterecek ve onu yakıp geçtiğinde, küllerine kadar aşka düşürecek biri.

"Ama her şey bu kadar basit değildi, çünkü tüm bu hikayede bir tanıdıklık hissi vardı, ömür boyu süregelen bir alışılmışlık..."

Kötü Çocuklar Çetesi, yeniden

Haziran, 2015 // Ankara

"DİLEK"

Bir gölge gördüm, benim olsun istedim
Güneşten korusun onu karanlığım
Ve onda sürsün siyahlığım
Çünkü saklanacak başka bir renk yokken
Yalnız geceye sığınacak durumdayım

Bir kız vardı, benim olsun istedim
Onu gölgeme hapsedeyim
Bir tek ben bileyim adını
Çünkü o her şeyiyle benim

Bir iyilik vardı yapmam gereken
Ama görmezden geldiğim
Bırakmam gereken bir kız
Ve arsızlığım, bencilliğim

Bir dileğim vardı, yalnızca bir tane
Kullanmayı beceremediğim
Ve onu kaybettim

Dileğim sendin,
Ama seni mahvetmeseydim
Zaten benimdin.
19
İz Bırakanlar / Welcome to CreateaForum.com
« Last post by Create A Forum on September 18, 2015, 03:01:51 am »
Welcome to Create A Forum!

We hope you enjoy using your forum. If you have any problems, please feel free to visit http://support.createaforum.com to ask us for assistance.

Thanks!
Create A Forum
Pages: 1 [2]