11
İz Bırakanlar / Re: İz Bırakanlar
« Last post by suestillplaying on September 17, 2015, 07:05:16 pm »-7-
"İyi olup olmadığımı mı soruyorsun?!" dedim bağırarak. "Sapığın biri beni takip ediyor ve sapığın arkadaşı zorla odamda oturuyor!"
Bana gerçekten bir aksiyon filminden fırlamış gibi göründüğünü düşündürürek sakince sakallarını sıvazladı. "Gitmemi istiyorsan giderim."
"Aha sapık olduğunu kabul ettin yani!" dedim kahkahayı basarak.
Ruhsuz bir şekilde gözlerini devirdi. "Bazen küçük bir çocuktan farkın olmuyor."
Ben gülmeye devam ederken ne ara geldiğini bilmediğim abim kapıdan bana sesleniyordu.
"Ya bi sus kızım neye anırıyorsun öyle?"
"Sana ne bee!" dedim kapıya doğru bağırarak ama aslında her an içeri girmeye çalışacak diye ödüm kopuyordu.
Ne ara döndü ya bu eve! Kapının kulbu sallanmaya başlayınca kendimi sakin tutmaya çalıştım."Seni cadı, neden kilitlenmiş bu?"
"Üstümü değiştiriyorum hayvan, kapıyı çalsana, daha akıllanmadın mı sen?" diye çığırdım bildiğin. Uzaklaşan adımlarını duyunca üstüme çöken rahatlama hissi paha biçilemezdi.
"Kardeşin mi?" diye sordu Ela Göz sakince.
"Ayaz, abim." diye düzelttim. Bu sırada o odanın perdesini açmakla meşguldü.
"Ne yapıyorsun?" dediğimde eski saat kulesinin altında saklanan pisliği işaret etti. Şafak. Ela Göz seri adımlarla üstündeki tişörtü çıkarıp yere attı ve beni kendine doğru çekti. Bu sefer söylemesine gerek kalmadan ne yapmaya çalışacağını biliyordum.
"Seni öpmeyeceğim." Sesimin bu kadar soğuk çıkması beni bile şaşırtmıştı ama önemsemedim. Elimi ensesine yerleştirip kafasını sola yatırdım. Diğer elimle onu göğsünden pencereye doğru ittirdim.
Tamam şu an dışardan kesinlikle bir şeyler yapıyor gibi görünüyor olmalıydık. Neyseki karşı tarafta ev falan yoktu. Babaannemi komşularına rezil etmek istemem. Her neyse. Görünüşte kalması sorun değildi ama ellerinin tişörtümün altına kaydığını hissedince onu durdurdum.
"Benim bir erkek arkadaşım var."
"İlk iki söyleyişinde bunu anlamıştım."
"O zaman bunu davranışlarına da yansıt." Sesim otoriter çıkmıştı ama başparmağını çenemin altında dolaştırmaya başlamasına engel olamamıştı.
"Seni gerçekten rahatsız mı ediyorum?" Hayır. "Evet."
Gözlerindeki ifadeyi okuyamıyordum ve o da yardım etmeyerek bir şey söylemedi. Yaklaşık iki dakika yirmi yedi saniye öyle bakıştıktan sonra -evet saydım- zil çalınca yerimden fırladım. Babam, Ayaz malı gibi zili çalmadan gelmemişti neyseki. "Kapıyı arkamdan geri kilitle ve burda kal." dedim yüzüne bakmadan. "Ve lütfen tişörtünü giy."
Ona bakmamak için kendimi zorluyordum. O kadar yapılı biri falan değildi gerçi kollarının güçlü olduğunu bana kanıtlamıştı ama dev çocuğun yanında zayıf kalırdı mesela.
Bakışlarım karnının altına kaydı. Düşük bel giymek zorunda mıydyı ki? Tanrım, V'si vardı. Adonisleri ve V'si. Gözlerimi güçlükle ondan ayırdım. Kendine iyi bakabilse -en azından temiz olsa- nefes kesebilecek biri olurdu. En az İlyas kadar iyi görünürdü bence. Onu erkek arkaşımla neden karşılaştırıyorsam sanki? Onun gibi tabi ki olamazdı.
İlyas Kaya.
Sevgilim, ilk erkek arkadaşım, ilk aşkım.
Babamla bile tanıştı inanabiliyor musunuz? -babamın dünyanın en muhteşem ebeveyni olduğundan bahsetmiş miydim?-
İlyas aklıma gelince suçlulukla Ela Göz'ün çıplak göğsünü düşünmeyi bıraktım. Babamı karşılayıp babaanneme sofra hazırlamada yardım ederken odamdaki serserinin rahat durması için dua ediyordum.
Babama "Yazın bile tüm gün çalışman kadar saçma bir şey yok biliyorsun değil mi?" dediğimde o yorgunlukla gülümsedi. "Brezilya'da ve güney kutbunun geri kalan kısmında şu an kış."
"Brezilya'dan gelen müşterilerin mi var oha!!" dedim şaşırarak. Herkes tepkime gülüştükten sonra -ben de dahil- "Aç değilim, biraz uyuyacağım." dedim.
Babam yemeğini bırakıp bana dönmüştü. "İyi misin kızım?"
Neden herkes bana bunu soruyor?
Ağzındaki ekmeği çiğneyen abimin "İyidir ya o öküz." demesiyle şalterlerim attı yine. Ayaz mal mal bana bakarken geldiği yönü fark ettim.
Benim odamdan mı çıktı o?!?!?!?!
"Ağzında yemek varken konuşunca çok itici oluyorsun." dediğimde babam onaylamaz bir şekilde bize bakınca ikimiz de sus pus olduk. Babaannem endişeyle babama baktı. "Süleyman nerde kaldı oğlum?"
"Maçtan sonra işçileri çay içmeye götürmüştür gelir birazdan ana." Ben de diyorum babam çalıştı, yoruldu. Maç izlemeye gitmiş ya bunlar. Bu arada hala dedemin tam olarak ne iş yaptığını bilmiyorum, bravo bana.
Sekerek geri dönerken odadaki kötü çocuk kilidi açsın diye hafifçe kapıyı tıklattım.
"Açık." Sesi hep böyle monoton olmak zorunda mı? Sanki duyguları yokmuş gibi.
"Sana kilitle demiştim!" Yastığı suratına fırlattım. "Ya biri içeri girseydi?"
"Girdi zaten.
"
!!!" Gözlerim yuvalarından ciddi anlamda fırlayacaktı.
"Aras mıydı?"
"Ayaz!" dedim öfkeyle. "Abim!"
"Beni fark etmedi, dolabın yanına saklandım."
O mal zaten bakar kör olduğu için sorun yoktu. Suratına çarptığım yastığı geri bıraktıktan sonra kapıyı kilitledim ve sinirlerim yatışınca yatağa oturdum.
"Şimdi ne yapacağız?" dedim perdeyi aralayıp sokağı izlediğini görünce. Bakışları gözlerimi buldu. "Sen istediğini yap ben seni koruyacağım." Sesindeki yoğunluk ne zaman böyle konuşsa gözlerine de işliyordu ve ordan benim gözlerime de...
Telefonumu cebimden çıkardım ve tuş kilidini açıp ekranı ona doğru çevirdim.
Bana çok yakın davranıyordu -içini açmak gibi değil, fiziksel olarak- bu yüzden böyle davranamayacağını bilmesi gerekiyordu.
"Bu erkek arkadaşım ve şimdi onunla konuşacağım lütfen sessiz ol." Yüzüme bakmıyordu, omuz silkti.
*Sarışınım aranıyor..* yazısını görünce boğazımı temizledim ama hat düşmemişti. *Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor...* Vazgeçip sesli mesaj bıraktım.
"Selam sevgilim ben Almi." Onu görmeyeli kaç hafta, kaç ay oluyordu? O tanıdıktı, benim güvenli sığınağımdı. Ona ihtiyacım vardı
"Seni özledim. Beni uygun olunca ara. Haftaya dönüyorum, Nehir parti vereceğini filan söylüyordu en son. Konuşuruz tamam mı, seni seviyorum. Ara benii." dedim melodik bir şekilde. Telefonu cebime attım ve az önce suratıma bakmaya tenezzül etmezken şimdi dikkatle beni izleyen bir çift gözün sahibine döndüm.
"İlginç bir şey mi var?"
"Onu seviyor musun?" İfadesi düşünceliydi.
"Tabi," dedim. "O benim erkek arkadaşım ayrıca dünyadaki en düşünceli ve nazik insandır."
Güldü. "Kulağa gay gibi geliyor. Olmadığına emin misin?"
Aptal! Sevgilim tabi ki gay falan değil. İlyas'la aramdaki bağı bilmediği için böyle konuşuyor işte. "Evet..o sadece..senin tam tersin." dediğimde yine o düşünceli ifadesine büründü.
"O nasıl oluyor?"
"Sarı saçlar, mavi gözler bilirsin işte, en önemlisi iyi çocuk. Kibar. Dost canlısı. Hem baksana ben senin adını bile bilmiyorum." dedim bir anda karşımdaki hiç tanımadığım çocuğa bakarak.
"Ben kötü çocuk muyum?" dediğinde "Evet ama Cipriano, Cameron veya Meriç gibi değil." dedim işaret parmağımı havada sallayarak.
"Ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok."
"Roman..karakterleri." diye açıkladım. "Kız çocuğa aşık olur amaçocuk uzak durmaya kararlıdır. Sır saklar ve kötü davranır. Sonra bir gün kız ipler koptu sanarken çocuk tüm sırlarını anlatıp ona açılır. Aslında kalbi parçalanmış, hasarlı küçük bir çocuktur. Dıştan o kadar umursamaz görünmesine rağmen. Kızla sevgili olurlar çok kavga ediyorlardır ama hep tutkudan. Geri barışıyorlardır, öyle ya da böyle sonsuza dek aşkla yaşarlaar."
Tüm bu monoloğumdan sonra sorduğu soru ilginçti. "Oğlan karanlık sırlarını kıza ne zaman anlatıyor?"
"Artık dayanamayacak gibi hissettiğinde ve kızın onu dinlemek için orada olduğunu bildiğinde."
Karanlık sırlardan bahseden kimdi ki şimdi? Hem beni gerçekten dinliyor muydu? Konuşurken ben bile kendimi dinlemiyordum genelde.
Eğlenceli bir bakış belirdi suratında. "Bu kadar şeyi nerden biliyorsun?"
"Çok kitap okurum, çok. E-kitaplar, forumlar, eski kitaplar. Bulabildiğim her şeyi okurum."
"Favori kitabın ne?"
"Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini." dedim heyecanla. Daha önce saçma anketler dışında kimse bana en beğendiğim kitabın ne olduğunu sormamıştı "Kadınların ne kadar cesur olabileceğini anlatıyor. Senin en sevdiğin kitap ne?"
Düşünür gibi yaptı. "Üç Silahşörler, sanırım."
"İyi olup olmadığımı mı soruyorsun?!" dedim bağırarak. "Sapığın biri beni takip ediyor ve sapığın arkadaşı zorla odamda oturuyor!"
Bana gerçekten bir aksiyon filminden fırlamış gibi göründüğünü düşündürürek sakince sakallarını sıvazladı. "Gitmemi istiyorsan giderim."
"Aha sapık olduğunu kabul ettin yani!" dedim kahkahayı basarak.
Ruhsuz bir şekilde gözlerini devirdi. "Bazen küçük bir çocuktan farkın olmuyor."
Ben gülmeye devam ederken ne ara geldiğini bilmediğim abim kapıdan bana sesleniyordu.
"Ya bi sus kızım neye anırıyorsun öyle?"
"Sana ne bee!" dedim kapıya doğru bağırarak ama aslında her an içeri girmeye çalışacak diye ödüm kopuyordu.
Ne ara döndü ya bu eve! Kapının kulbu sallanmaya başlayınca kendimi sakin tutmaya çalıştım."Seni cadı, neden kilitlenmiş bu?"
"Üstümü değiştiriyorum hayvan, kapıyı çalsana, daha akıllanmadın mı sen?" diye çığırdım bildiğin. Uzaklaşan adımlarını duyunca üstüme çöken rahatlama hissi paha biçilemezdi.
"Kardeşin mi?" diye sordu Ela Göz sakince.
"Ayaz, abim." diye düzelttim. Bu sırada o odanın perdesini açmakla meşguldü.
"Ne yapıyorsun?" dediğimde eski saat kulesinin altında saklanan pisliği işaret etti. Şafak. Ela Göz seri adımlarla üstündeki tişörtü çıkarıp yere attı ve beni kendine doğru çekti. Bu sefer söylemesine gerek kalmadan ne yapmaya çalışacağını biliyordum.
"Seni öpmeyeceğim." Sesimin bu kadar soğuk çıkması beni bile şaşırtmıştı ama önemsemedim. Elimi ensesine yerleştirip kafasını sola yatırdım. Diğer elimle onu göğsünden pencereye doğru ittirdim.
Tamam şu an dışardan kesinlikle bir şeyler yapıyor gibi görünüyor olmalıydık. Neyseki karşı tarafta ev falan yoktu. Babaannemi komşularına rezil etmek istemem. Her neyse. Görünüşte kalması sorun değildi ama ellerinin tişörtümün altına kaydığını hissedince onu durdurdum.
"Benim bir erkek arkadaşım var."
"İlk iki söyleyişinde bunu anlamıştım."
"O zaman bunu davranışlarına da yansıt." Sesim otoriter çıkmıştı ama başparmağını çenemin altında dolaştırmaya başlamasına engel olamamıştı.
"Seni gerçekten rahatsız mı ediyorum?" Hayır. "Evet."
Gözlerindeki ifadeyi okuyamıyordum ve o da yardım etmeyerek bir şey söylemedi. Yaklaşık iki dakika yirmi yedi saniye öyle bakıştıktan sonra -evet saydım- zil çalınca yerimden fırladım. Babam, Ayaz malı gibi zili çalmadan gelmemişti neyseki. "Kapıyı arkamdan geri kilitle ve burda kal." dedim yüzüne bakmadan. "Ve lütfen tişörtünü giy."
Ona bakmamak için kendimi zorluyordum. O kadar yapılı biri falan değildi gerçi kollarının güçlü olduğunu bana kanıtlamıştı ama dev çocuğun yanında zayıf kalırdı mesela.
Bakışlarım karnının altına kaydı. Düşük bel giymek zorunda mıydyı ki? Tanrım, V'si vardı. Adonisleri ve V'si. Gözlerimi güçlükle ondan ayırdım. Kendine iyi bakabilse -en azından temiz olsa- nefes kesebilecek biri olurdu. En az İlyas kadar iyi görünürdü bence. Onu erkek arkaşımla neden karşılaştırıyorsam sanki? Onun gibi tabi ki olamazdı.
İlyas Kaya.
Sevgilim, ilk erkek arkadaşım, ilk aşkım.
Babamla bile tanıştı inanabiliyor musunuz? -babamın dünyanın en muhteşem ebeveyni olduğundan bahsetmiş miydim?-
İlyas aklıma gelince suçlulukla Ela Göz'ün çıplak göğsünü düşünmeyi bıraktım. Babamı karşılayıp babaanneme sofra hazırlamada yardım ederken odamdaki serserinin rahat durması için dua ediyordum.
Babama "Yazın bile tüm gün çalışman kadar saçma bir şey yok biliyorsun değil mi?" dediğimde o yorgunlukla gülümsedi. "Brezilya'da ve güney kutbunun geri kalan kısmında şu an kış."
"Brezilya'dan gelen müşterilerin mi var oha!!" dedim şaşırarak. Herkes tepkime gülüştükten sonra -ben de dahil- "Aç değilim, biraz uyuyacağım." dedim.
Babam yemeğini bırakıp bana dönmüştü. "İyi misin kızım?"
Neden herkes bana bunu soruyor?
Ağzındaki ekmeği çiğneyen abimin "İyidir ya o öküz." demesiyle şalterlerim attı yine. Ayaz mal mal bana bakarken geldiği yönü fark ettim.
Benim odamdan mı çıktı o?!?!?!?!
"Ağzında yemek varken konuşunca çok itici oluyorsun." dediğimde babam onaylamaz bir şekilde bize bakınca ikimiz de sus pus olduk. Babaannem endişeyle babama baktı. "Süleyman nerde kaldı oğlum?"
"Maçtan sonra işçileri çay içmeye götürmüştür gelir birazdan ana." Ben de diyorum babam çalıştı, yoruldu. Maç izlemeye gitmiş ya bunlar. Bu arada hala dedemin tam olarak ne iş yaptığını bilmiyorum, bravo bana.
Sekerek geri dönerken odadaki kötü çocuk kilidi açsın diye hafifçe kapıyı tıklattım.
"Açık." Sesi hep böyle monoton olmak zorunda mı? Sanki duyguları yokmuş gibi.
"Sana kilitle demiştim!" Yastığı suratına fırlattım. "Ya biri içeri girseydi?"
"Girdi zaten.
"
!!!" Gözlerim yuvalarından ciddi anlamda fırlayacaktı."Aras mıydı?"
"Ayaz!" dedim öfkeyle. "Abim!"
"Beni fark etmedi, dolabın yanına saklandım."
O mal zaten bakar kör olduğu için sorun yoktu. Suratına çarptığım yastığı geri bıraktıktan sonra kapıyı kilitledim ve sinirlerim yatışınca yatağa oturdum.
"Şimdi ne yapacağız?" dedim perdeyi aralayıp sokağı izlediğini görünce. Bakışları gözlerimi buldu. "Sen istediğini yap ben seni koruyacağım." Sesindeki yoğunluk ne zaman böyle konuşsa gözlerine de işliyordu ve ordan benim gözlerime de...
Telefonumu cebimden çıkardım ve tuş kilidini açıp ekranı ona doğru çevirdim.
Bana çok yakın davranıyordu -içini açmak gibi değil, fiziksel olarak- bu yüzden böyle davranamayacağını bilmesi gerekiyordu.
"Bu erkek arkadaşım ve şimdi onunla konuşacağım lütfen sessiz ol." Yüzüme bakmıyordu, omuz silkti.
*Sarışınım aranıyor..* yazısını görünce boğazımı temizledim ama hat düşmemişti. *Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor...* Vazgeçip sesli mesaj bıraktım.
"Selam sevgilim ben Almi." Onu görmeyeli kaç hafta, kaç ay oluyordu? O tanıdıktı, benim güvenli sığınağımdı. Ona ihtiyacım vardı
"Seni özledim. Beni uygun olunca ara. Haftaya dönüyorum, Nehir parti vereceğini filan söylüyordu en son. Konuşuruz tamam mı, seni seviyorum. Ara benii." dedim melodik bir şekilde. Telefonu cebime attım ve az önce suratıma bakmaya tenezzül etmezken şimdi dikkatle beni izleyen bir çift gözün sahibine döndüm.
"İlginç bir şey mi var?"
"Onu seviyor musun?" İfadesi düşünceliydi.
"Tabi," dedim. "O benim erkek arkadaşım ayrıca dünyadaki en düşünceli ve nazik insandır."
Güldü. "Kulağa gay gibi geliyor. Olmadığına emin misin?"
Aptal! Sevgilim tabi ki gay falan değil. İlyas'la aramdaki bağı bilmediği için böyle konuşuyor işte. "Evet..o sadece..senin tam tersin." dediğimde yine o düşünceli ifadesine büründü.
"O nasıl oluyor?"
"Sarı saçlar, mavi gözler bilirsin işte, en önemlisi iyi çocuk. Kibar. Dost canlısı. Hem baksana ben senin adını bile bilmiyorum." dedim bir anda karşımdaki hiç tanımadığım çocuğa bakarak.
"Ben kötü çocuk muyum?" dediğinde "Evet ama Cipriano, Cameron veya Meriç gibi değil." dedim işaret parmağımı havada sallayarak.
"Ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok."
"Roman..karakterleri." diye açıkladım. "Kız çocuğa aşık olur amaçocuk uzak durmaya kararlıdır. Sır saklar ve kötü davranır. Sonra bir gün kız ipler koptu sanarken çocuk tüm sırlarını anlatıp ona açılır. Aslında kalbi parçalanmış, hasarlı küçük bir çocuktur. Dıştan o kadar umursamaz görünmesine rağmen. Kızla sevgili olurlar çok kavga ediyorlardır ama hep tutkudan. Geri barışıyorlardır, öyle ya da böyle sonsuza dek aşkla yaşarlaar."
Tüm bu monoloğumdan sonra sorduğu soru ilginçti. "Oğlan karanlık sırlarını kıza ne zaman anlatıyor?"
"Artık dayanamayacak gibi hissettiğinde ve kızın onu dinlemek için orada olduğunu bildiğinde."
Karanlık sırlardan bahseden kimdi ki şimdi? Hem beni gerçekten dinliyor muydu? Konuşurken ben bile kendimi dinlemiyordum genelde.
Eğlenceli bir bakış belirdi suratında. "Bu kadar şeyi nerden biliyorsun?"
"Çok kitap okurum, çok. E-kitaplar, forumlar, eski kitaplar. Bulabildiğim her şeyi okurum."
"Favori kitabın ne?"
"Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini." dedim heyecanla. Daha önce saçma anketler dışında kimse bana en beğendiğim kitabın ne olduğunu sormamıştı "Kadınların ne kadar cesur olabileceğini anlatıyor. Senin en sevdiğin kitap ne?"
Düşünür gibi yaptı. "Üç Silahşörler, sanırım."
Recent Posts